Psikologların Gözünde Yemeği Eliyle Tercih Edenlerin Ortak Özellikleri

haber-gorseli-1793350762262

Dürüm halinde lahmacun yiyen ya da pideyi koparıp sosla buluşturan kişiler sıklıkla aynı yanıtı alır: ‘Çatal bıçak yok mu?’ Ancak psikologlar, elle yemek yemenin görgü eksikliğinden çok daha derin anlamlar taşıdığını vurguluyor. Uzmanlara göre bu davranış, duyular, kültürel kimlik ve yemekle kurulan duygusal bağlantılarla yakından ilişkilidir.

Kaynak: El Cronista

Hindistan’dan Etiyopya’ya birçok sofrada çatal yerine el tercih ediliyor

Batı’da sofra adabı dışında sayılan bu davranış, dünyanın pek çok noktasında günlük yaşamın bir parçasıdır. Hindistan’da pilav ve sebze yemekleri parmak uçlarıyla yenirken, Etiyopya’da ‘injera’ adı verilen ekşi mayalı yassı ekmek hem tabak hem de kaşık işlevi görüyor. Orta Doğu’nun birçok ülkesinde de ortak tabaktan elle yemek yaygın bir alışkanlık.

Bu tür sofralarda elle yemek dağınık değil; aksine kuşaktan kuşağa aktarılan ve aile bağlarını güçlendiren bir ritüel olarak değerlendiriliyor. Aslında bizlerin sofraları da bu gelenekten oldukça uzak sayılmaz. Lahmacun, dürüm, pide veya ekmekle tüketilen menemen tavası, çoğumuz için çatal bıçağa ihtiyaç duyulmayan lezzetler arasında yer alıyor.

Beyin yemeğin tadını dokunuşla algılıyor

Peki eller sofraya katıldığında neler değişiyor? Psikologlar bunu ‘çok duyulu bütünleşme’ kavramıyla açıklamaktadır. Beyin yemeğin tadını yalnızca değil; aynı zamanda dokusu, sıcaklığı ve dokunma hissi ile birlikte işliyor.

Yemek ele alındığında beyin, lokma ağza ulaşmadan önce dokunsal bilgileri almaya başlıyor. Ekmeğin kabuğundaki çıtırlık, sosun sıcaklığı veya bir dilim karpuzun serinliği deneyimin önemli parçaları haline geliyor. Bu nedenle elle yenen yemekleri daha keyifli ve kişisel bulan pek çok insan var. Üstelik elle yemek lokmaları yavaşlatıyor ve kişinin tabağına daha fazla dikkat etmesini sağlıyor.

Bir deneyde peyniri eliyle yiyenler aynı peyniri daha lezzetli buldular

Bu etkiyi incelemeyi amaçlayan araştırmalar da mevcut. ABD’deki Stevens Teknoloji Enstitüsü’nden araştırmacı Adriana Madzharov, Journal of Retailing dergisinde yayımlanan çalışmasında üniversite öğrencilerine küpler halinde kesilmiş peynir tattırdı. Katılımcılardan bazıları peyniri eliyle yerken diğerleri kürdan kullanarak yedi.

Yemeden önce her iki grubun peynir hakkındaki değerlendirmeleri benzerdi. Ancak tadına bakıldıktan sonra peyniri eliyle yiyenler onu daha iştah açıcı buldular. İlginç olan ise bu farkın yalnızca yiyecek konusunda kendini kontrol edebildiğini ifade eden kişilerde belirgin olmasıydı. Yeme davranışını kontrol etmekte zorluk çekenlerde böyle bir fark gözlemlenmedi.

Elle yemek insanı köklerine bağlayan bir köprü olabiliyor

Aidiyet duygusunu ele alan başka bir boyut da mevcut. Sosyal Kimlik Kuramı’na göre insanlar aidiyet hissinin bir kısmını büyüdükleri toplulukların geleneklerinden edinirler. Elle yemek de bu kimliğin önemli bir parçası olabilir ve geçmiş kuşakların anısını sofrada canlı tutar.

Özellikle göçmen ailelerin çocukları için bu alışkanlık, ailenin geldiği topraklarla kurulan güçlü bir bağ oluşturur. Psikoloji alanında tekrarlanan ritüeller duygusal öz düzenleme ile de ilişkilendirilir: Sürekli aynı şekilde düzenlenen sofralar öngörülebilirlik sağlar; öngörülebilirlik ise kişiye huzur ve iyi hissetme durumu sunar. Yani biri çatalını bırakarak eline ekmek aldığında, karşıdaki durum aslında görgüsüzlükten ziyade bir alışkanlığın ya da hatıranın ya da yemekten daha fazla tat alma arzusunun göstergesi olabilir.